Gündem

Çocuk edebiyatı damgalanır mı? Necdet Neydim’in yazısı…

“Çocuk yetişkinlerin nesnesi değil, hayatın ve edebiyatın öznesidir.”

N. Ben neydim

EDEBİYATI İZLEYİN!

Kitaplarda “Çocuğu Onaylandı” damgasını ilk gördüğümde çok şaşırdım. Nedenini sorduğumda kitap satışlarına önemli katkı sağladığı söylendi. Orada durmadı, sonra konu o kadar çeşitlendi ki…

Her şeyden önce, genel olarak edebiyat incelemesi ve özelde çocuk edebiyatı teriminin ve hatta kavramsallaştırılmasının tehlikeli sularda gezinmek olduğunu söyleyebilirim. İyi niyetle başladığı söylenen bu eylemin bu süreçte nelere yol açabileceğini sorgulamakta fayda var:

Çocuk edebiyatının bir zorunluluk olarak ortaya çıkmasından sonra bu alan böyle özel amaçlarla kullanılmıştır. Zaman zaman dönemsel bir bağlamda haklı görülebilecek bu niyetler, zamanla özelleştirmeye ve belirli çıkarlar etrafında şekillenmeye başlamıştır. Tarihsel süreç bunun önemli tanıklıklarıyla doludur ve bunları ayrıntılı olarak tartışmak başka bir yazının konusudur.

ÇOCUĞUN VE YAZARIN ÇIKARILMASI

İkinci Dünya Savaşı sonrası uzun tartışmalar ve araştırmalar sonucunda çocuk edebiyatı, çocuğun özne olarak ele alındığı, kendi gerçekliğinde eşit görüldüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ön planda tutulduğu, Çocuğun nesneleştirilmediği yerlerde idealize edilmiş figürler olarak yansıtılmadığı anlayışını benimsemiştir. yetişkin dünyası da onu istediği gibi şekillendirmeye çalışır, gerçeklik ve yaşam algısıyla yansıdığı metinler üretmeye başlar. Bu durum, çocuğun evrensel haklarının kabul edilmesiyle daha da pekiştirilmektedir.

Süreç aslında sadece çocuğun kurtuluşunu değil, yazarın da kurtuluşunu getirdi. Ancak özgürlük, elbette, tembellik anlamına gelmez. Sorumluluk yükler. Aynı zamanda dikkate alınması gereken bir sorumluluktur.

EDEBİYATTA SAYILARI KİM SORUR?

Denetçi mi, eleştirmen mi? Eleştirinin olmadığı yerde, dinleyiciler ot gibi her yerde filizleniyor. Ancak eleştiriler ve daha fazlası olsaydı, bu eleştiri (hiciv ya da hakaret olarak anlaşılmadan ya da para israfı olarak kullanılmadan) gerçekleşmiş olsaydı, bu sorun olmazdı.

Abartılı övgülerin, metni anlamadan yapılan değerlendirmelerin, metni sadece bir öğretmenmiş gibi değerler sistemi çerçevesinde incelemenin, giriş metinlerinde dahi olsa, bunu da onun otoritesine tabi kılmak suretiyle yaptığına inanmak için çok az sebebi vardır. eğitim sistemi, ebeveynlere literatürü anlamadan inceleme ve böylece sürekli bir şikayet sistemi oluşturma gücü vermenin yanı sıra bu sürecin destekçileridir.

Elbette edebiyatın (özellikle çocuk edebiyatının) şeyhlerini yargılayanların bu konuda sorumluluğu vardır. Ünlü yazarlarımızdan biri bir zamanlar çocuk edebiyatının varlığını reddetmişti. Akademinin bu konuda yeri doldurulamaz bir boşluk bıraktığını da söyleyebiliriz, çünkü edebiyat tartışmak yerine belli yazarları feda etme rolünü üstlenerek eleştiri alanını boş bırakmıştır. Ayrıca bunu geliştirmek için çalışanlarını bin engelli kursuna kattı.

Şu anda yaşananlar, çocuk edebiyatının edebiyat olmaktan çıkıp çocuğa verilen bir emirler sistemi olmasını sağlamayı amaçlıyor.

Bazı pedagoglar, psikologlar, pedagoglar kendilerine edebiyat müfettişi diyorlar ve hatta bazı kuruluşlar aracılığıyla kitapları inceliyorlar ve çocuk edebiyatını “çocuklar için yararlı” olarak etiketleyip iğrenç hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

KİM GÖRÜŞÜNÜ GÖSTERİYOR?

Öğretmenin, psikoloğun bu konuda bir fikri olamaz mı? Tabii ki yapar. Edebiyat alanına ilgi duyan ve bu alanda eğitim ve donanımını geliştirmiş kişiler elbette bu konuda kendilerini ifade edecekler ve buna kimse karşı çıkmayacaktır. Ama hiç kimse bir baskı yaparak bunu yapamaz. Ancak bu, eleştiri kurumuna katılarak yapılır.

Günümüzde edebiyat alanında ürün üreten ve üreten pek çok kişi aslen edebiyattan gelmese de bu alana girdikten sonra kendilerini edebiyata adamışlardır. Mühendisler, avukatlar, matematikçiler, bankacılar, tüccarlar, arkeologlar, mimarlar, muhasebeciler… Ama hiçbiri bu alanda çalışmadı.

Hem eğitimci hem de psikolog bir şey söylemek istediklerinde unvanlarını alıp eleştirmen ya da araştırmacı olarak söyleyeceklerini söylüyorlar. Hiç kimse kendini denetçi ilan edip pul alamaz. Az söylemek bir varsayımdır.

Hele ki kitabı alıp içindeki kelimeleri taradığımızda, zararlı kelimeleri tarayıp, “doğru kitabı” çıkaracağız bahanesiyle kurumlar oluşturuyor ve yayınevlerinden “üzerine damganızı vurmalarını” istiyoruz. kitaplarınız” (ticari özgürlük diyebiliriz, haklılar) büyük cesaret. Ama bence bu, edebiyata saygı duysun ya da bakmasın yayıncının kimliğini de görünür kılacaktır.

ELEŞTİRİ ÜCRETSİZ EDEBİYAT

Bu nedenle, çocuk edebiyatı artık kutsal bir alan olmamalıdır. Sırf değerler sisteminden bahsettikleri için edebiyat dünyasında kutsal sayılan kitap ve yazarları terk ederek bu işe başlamalıyız. İncelemeler varsa, literatür daha kaliteli (iyi değil) ürünler üretmek için genişleyecektir. Zararlı metinler aramak yerine bu kutsallığı ve bu dokunulmazlığı kendimize sormalıyız.

Kontrol ve damgalamayı ön planda tutanlara (yayıncı, eğitimci, ebeveyn) diyorum ki bu literatür hiçbir zaman fayda sağlamayacaktır. O zaman edebiyat olmaz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu